İran’a yönelik olası bir ABD askerî saldırısına dair tartışmalar güçlenirken, Amerikan medyası Suudi Arabistan, Katar ve Umman’ın Washington’da İran’a karşı askerî bir adımı engellemek için yoğun diplomatik temaslar yürüttüğünü bildiriyor. Bu çabalar, İran’da güvenlik güçlerinin binlerce göstericiyi öldürmesinin ardından hız kazandı.
Umman Dışişleri Bakanı, protestoların en yoğun olduğu dönemde, 10 Ocak 2026’da Tahran’ı ziyaret etti. Bu ziyaret, İran güvenlik güçlerinin 12 binden fazla göstericiyi öldürmüş olabileceğine dair haberlerden yalnızca iki gün sonra gerçekleşti.
İran ve Umman dışişleri bakanlarının görüşmesinden üç gün sonra ABD Başkanı Donald Trump, İran halkına seslenerek “yardım yolda” dedi ve protestolara devam etmeleri çağrısında bulundu.
14 Ocak’ta Trump, “güvenilir kaynaklardan” İran’daki öldürmelerin durduğuna ve rejimin gözaltına alınanları idam etmeyeceğine dair bilgi aldığını açıkladı. Aynı zamanda İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Fox News’e verdiği demeçte İslam Cumhuriyeti’nin “protestolara katıldıkları için tutuklananları idam etmeye yönelik bir planı olmadığını” ileri sürdü.
Buna rağmen, bölgede bazı ABD askerî üslerinin—Katar’daki El-Udeyd Hava Üssü dâhil—kısmen tahliye edilmesi ve birçok hükümetin vatandaşlarına İran’ı derhâl terk etmeleri çağrısında bulunması, ABD’nin İslam Cumhuriyeti’ne karşı askerî seçeneğinin hâlâ masada olduğunu gösteriyor. ABD’nin ne zaman ve hangi düzeyde İran hedeflerine saldırabileceği net değil. Ancak Amerikan medyası, Umman, Katar ve Suudi Arabistan’ın böyle bir adımın “bölgeyi kaosa sürükleyeceği” uyarısında bulunduğunu aktarıyor.
Bu arada 16 Ocak’tan itibaren ABD yönetimi yetkililerinin İran’a yönelik söylemi yumuşamış durumda; Washington’un önceliğinin diplomasi olduğu ifade ediliyor.
İslam Cumhuriyeti şu anda tarihinin en kırılgan dönemlerinden birini yaşıyor. ABD’nin ciddi bir saldırısı—özellikle yalnızca sembolik hedeflerle sınırlı olmayan bir operasyon—protesto hareketini yeniden canlandırıp sürdürülebilir kılabilir; İranlılara özgürlük ve hatta rejimin çöküşü için yeni bir umut verebilir.
Bununla birlikte, böyle bir senaryonun rejimin çökmesine mi, bir geçiş hükümetinin kurulmasına mı yoksa iç savaşa mı yol açacağını; ya da iktidardaki din adamlarının halk desteği olmadan İslam Cumhuriyeti’ni ayakta tutup tutamayacağını öngörmek mümkün değil. Bu istikrarsızlığın ne kadar süreceği de belirsiz.
Basra Körfezi kıyısındaki Arap ülkeleri için temel öncelik, hiç kuşkusuz, İran’ın müdahalesi olmadan ve Hürmüz Boğazı’nda deniz taşımacılığına yönelik saldırılar yaşanmadan petrol ihracatının kesintisiz sürmesidir. Ancak petrol piyasasının dinamikleri de onların aleyhine işliyor.
Kpler ve Vortexa verilerine göre İran, son aylarda yaklaşık 166 milyon varil petrolü Çin çevresindeki denizlerde tutuyor. İran petrolünün yüklenmesi aksasa bile, bu stoklar Çin’e yapılan satışları üç-dört ay boyunca sürdürebilir. Buna karşılık, Basra Körfezi’nde tankerlere yönelik herhangi bir saldırı Arap üreticiler için son derece yıkıcı olur; özellikle de Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri—alternatif boru hatlarına rağmen—ihracat hacimlerinin yalnızca yaklaşık yarısını sürdürebilirken, Irak, Katar, Kuveyt ve Bahreyn’in hiçbir alternatif ihracat güzergâhı bulunmadığı düşünüldüğünde.
İkinci bir kaygı ise Uluslararası Enerji Ajansı’na göre bu yıl küresel petrol piyasasında günlük 3,84 milyon varillik bir arz fazlası oluşmasının ve petrol fiyatlarının varil başına yaklaşık 55 dolar seviyesinde kalmasının beklenmesi. Bu düzey, bölgedeki tüm büyük petrol üreticilerini bütçe açıklarıyla karşı karşıya bırakacaktır.
İran rejimi çöker ve ABD yaptırımları askıya alınırsa, yalnızca İran’ın ihracatı artmakla kalmayacak; ülkenin devasa yüzer stokları da piyasayı doldurarak petrol fiyatlarını uzun süre keskin biçimde aşağı çekecektir. İran hâlihazırda tek müşterisi olan Çin’e günde yaklaşık 1,2 milyon varil petrol teslim ediyor; oysa geçen yılın başlarında bu rakam 1,8 milyon varile ulaşmıştı. ABD’nin 2018’de petrol yaptırımlarını uygulamaya koymasından önce İran günlük 2,5 milyon varil petrol ihraç ediyordu.
Buna ek olarak, zayıf ve yaptırımlar altında tutulan bir İran rejiminin korunmasında daha geniş bir Arap çıkarı da bulunuyor. Göstericilerin kitlesel biçimde öldürülmesinin ardından ABD, İran’ın ticaret ortaklarının ABD’ye ihraç ettiği mallara yüzde 25 gümrük vergisi uygulanacağını açıkladı—bu adım Basra Körfezi Arap ülkelerinin lehine. İran 140’tan fazla ülkeyle ticaret yapıyor ve hepsini cezalandırmak mümkün değil; ancak İran’ın petrol ürünleri, petrokimya ve doğal gaz ihracatından elde ettiği gelir, ham petrol ihracatından kazandığı gelire denk. Bu ürünler başlıca Çin, BAE, Irak, Türkiye, Pakistan, Endonezya, Malezya ve Singapur’a satılıyor.
Unutmamak gerekir ki Suudi Arabistan, dünyada rafine petrol ürünleri ve petrokimya ürünlerinin en büyük ihracatçısıdır; Katar bölgenin en büyük gaz ihracatçısıdır; Umman ise petrol, sıvılaştırılmış gaz, petrokimya ürünleri ve doğal gazın önemli ihracatçıları arasındadır. Bu ülkeler kilit pazarlarda İran’ın yerini kolaylıkla alabilir. Sonuç olarak, ABD’nin İran’a yönelik ekonomik ve yaptırım baskısı, belirgin biçimde Basra Körfezi Arap ülkelerinin lehine işlemektedir.
Bu makale Middle East Forum sitesinde yayımlanmıştır.

