İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatma yönündeki defalarca dile getirdiği tehdit, bunu hayata geçirmekten çok daha kolaydır; özellikle de böyle bir adımın düşmanca Batı’dan ziyade müttefik Çin’e daha fazla zarar verecek olması nedeniyle.
Şu anda İran ile Amerika Birleşik Devletleri’nin yeniden müzakere masasına dönmesiyle bu tehdit zayıflamış durumda. Ancak savaşın gölgesi hâlâ ortadan kalkmış değil.
Her iki başkentte de sert ve etkili sesler çatışmacı bir çizgide ısrar ediyor ve ABD uçak gemisi “Abraham Lincoln”’ün İran sularına yakın bölgelerdeki varlığı, gerilimin ne kadar hızlı tırmanabileceğini hatırlatıyor.
Bu haftanın başlarında, İslam Devrim Muhafızları Ordusu’na bağlı birlikler boğazda ABD bayrağı taşıyan bir ticari gemiye yaklaşarak gemiyi taciz etti; bu durum ABD donanmasına ait gemilerin müdahalesine yol açtı. Başka bir olayda ise bir ABD F-35 savaş uçağı, uçak gemisi taarruz grubuna yaklaşan bir İran insansız hava aracını düşürdü.
Aynı gün, bölgede müzakereleri ayakta tutmak için yoğun bir diplomatik trafik yaşanırken, Tahran’daki sertlik yanlısı milletvekilleri boğazın kapatılması çağrılarını yeniden açıkça gündeme getirdi.
Buna karşın, herhangi bir ciddi kesinti için ekonomik kısıtlar son derece ağırdır.
Çin faktörü
Iran International’ın incelediği emtia istihbarat şirketi Kpler verilerine göre, 2025 yılında İran’ın ham petrol ihracatının yaklaşık yüzde 95’i Harg Adası’nda yüklenmiş ve Hürmüz Boğazı üzerinden — ağırlıklı olarak Çin’e — sevk edilmiştir.
ABD Enerji Enformasyon İdaresi’nin (EIA) tahminleri, her gün yaklaşık 20 milyon varil ham petrol ve petrol ürününün — küresel tüketimin yaklaşık beşte birine denk gelen bir miktar — bu boğazdan geçtiğini göstermektedir.
Bu hacmin yalnızca yaklaşık yüzde 6’sı Avrupa ve ABD’ye yönelmektedir. Asyalı alıcılar, Hürmüz’den geçen petrol ve petrol ürünlerinin yüzde 84’ünü, ayrıca sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) sevkiyatlarının yüzde 80’inden fazlasını absorbe ederek belirleyici konumdadır.
Çin tek başına bu güzergâh üzerinden günde yaklaşık 5 milyon varil petrol ithal etmektedir. Dolayısıyla kalıcı bir kesinti doğrudan Pekin’in enerji güvenliğini hedef alacaktır.
Bu kırılganlık son aylarda artmıştır; zira ABD’nin yaptırımları daha sıkı uygulamasının ardından Venezuela’nın Çin’e petrol ihracatı fiilen durmuştur. Venezuela ocak ayında günde yaklaşık 850 bin varil ihracat yapmıştı; bu hacim, Hürmüz’den Avrupa ve ABD’ye giden petrolün büyük bölümünü ikame etmeye yeterliydi.
Reuters’ın haberine göre ABD, geçen ay Venezuela ham petrolü için yeniden en büyük tekil varış noktası konumunu geri alarak günde yaklaşık 284 bin varil alım yaptı.
Buna karşılık Çin geri adım atmıştır. PetroChina, kısa süre önce Venezuela ham petrolü alımlarını durdurmuş; bu da Pekin’in yaptırım döneminde mevcut olan indirimli tedariklere artık erişim beklemediğini göstermiştir.
Daralan manevra alanı
Yaptırımların Rusya ve İran’dan ithalatı da zorlaştırmasıyla birlikte, Çin’in Basra Körfezi petrolüne — ve Hürmüz Boğazı’ndan kesintisiz geçişe — bağımlılığı daha da artacaktır.
Batı açısından bakıldığında, bu gelişmeler risk hesaplarını sessizce değiştirmiştir. Hürmüz’de yaşanacak herhangi bir kesinti küresel petrol fiyatlarını yine yükseltecek olsa da, Avrupa ve ABD artık kısa vadeli şokları geçmişe kıyasla daha iyi absorbe edebilecek durumdadır. Çin ise böyle bir avantaja sahip değildir.
İran için maliyetler daha da yüksek olacaktır. Ülkenin dış ticaretinin — petrol ve petrol dışı ürünler dâhil — yaklaşık yüzde 80’i Basra Körfezi kıyılarındaki limanlar üzerinden gerçekleştirilmektedir. Hürmüz’ün kapatılması yalnızca Çin’in enerji güvenliğini tehlikeye atmakla kalmaz, aynı zamanda İran’ın kendi dış ticaretini de fiilen felce uğratır.
Buna ek olarak, sistemde daha geniş bir tampon da bulunmaktadır. Uluslararası Enerji Ajansı, küresel yedek üretim kapasitesinin 2026’ya kadar günde yaklaşık 4 milyon varil seviyesinde kalacağını ve bunun geçici aksaklıkların etkisini sınırlamaya yardımcı olacağını öngörmektedir.
Tüm bu unsurlar, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatma tehdidini son yirmi yılı aşkın süredir defalarca dile getirmesine rağmen neden hiçbir zaman hayata geçirmediğini açıklamaktadır.
Bu makale Iran International’ın İngilizce bölümünde yayımlanmıştır.

