Detailed view of Iranian rial banknotes held in hand, illustrating finance and economy in Iran.

İran’da Riyal Çöküyor, Hayat Pahalılığı Derinleşiyor

Son günlerde İran riyali yeniden hızlanan bir düşüş sürecine girdi ve neredeyse her gün yeni tarihi dip seviyeler görüldü. İran para birimi yalnızca son bir ayda değerinin yüzde 20’sini kaybetti; ABD doları şu anda yaklaşık 1 milyon 320 bin riyalden işlem görüyor. Aynı dönemde, resmi veriler ve yerli medyanın saha araştırmaları gıda fiyatlarının yüzde 12 ila 25 arasında arttığını gösteriyor. Bu süreçte çiğ sütün fiyatı sadece 30 günde yüzde 52 yükseldi; bu durum özellikle çocuklar açısından gıda güvenliği üzerinde ciddi ve kaygı verici etkiler yaratıyor. Genel olarak pirinç, ekmek, süt, yumurta ve tavuk fiyatları yaz aylarına kıyasla iki katına çıkmış durumda.

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) verilerine göre, İran’da süt ürünleri tüketimi 2010–2024 yılları arasında yaklaşık üçte bir oranında azaldı. İran medyası, derinleşen yoksulluk ve hızla yükselen enflasyonun, toplumun büyük bir kesiminin sofrasından süt ve et ürünlerini çıkardığını bildiriyor.

İran Merkez Bankası başkan yardımcısı, gıda fiyatlarındaki sert artışın nedenlerine değinmeden, bu ürünlerin sabit devlet kuru üzerinden ithal edildiğini, bunun fiili bir sübvansiyon anlamına geldiğini ve riyaldeki değer kaybının fiyatları etkilememesi gerektiğini savunuyor.

İran’da hâlihazırda dört farklı döviz kuru uygulanıyor:
— gıda ve ilaç için kullanılan 285 bin riyallik tercihli kur;
— ihracatçılar, ithalatçılar ve bankalar arasında geçerli olan 720 bin riyallik döviz merkezi kuru;
— bütçe hesaplamalarında kullanılan 660 bin riyallik resmi devlet kuru;
— fiili ithalatın büyük kısmında geçerli olan ve yaklaşık 1 milyon 320 bin riyal seviyesindeki serbest piyasa kuru.

Merkez Bankası yetkilisi, temel malların ve ilaçların geçen yıldan bu yana değişmeyen tercihli kurla ithal edildiğinde ısrar ediyor. Merkez Bankası verileri, rejimin bu yılın ilk on ayında temel mallar ve ilaç ithalatı için 8,5 milyar dolar tercihli döviz tahsis ettiğini gösteriyor; bu rakam geçen yılın aynı dönemine göre yalnızca 1 milyar dolar daha düşük. Buna göre gıda ve ilaç fiyatlarının keskin biçimde artmaması gerekirdi. Ancak resmi rakamlara göre bile, son bir yılda gıda fiyatları ortalama yüzde 55 ila 165 arasında yükseldi; bazı ilaçların fiyatı ise son haftalarda ikiye katlandı.

Bu çelişkinin açıklaması, devlet eliyle yürütülen sistematik yolsuzlukta yatıyor. Temel malların en büyük ithalatçısı bizzat devletin kendisi. Örneğin devlet, Pakistan pirincini kilogramı 1 doların altında bir fiyatla satın alıyor. Tercihli kurla bu, 285 bin riyale denk geliyor. Aynı devlet bu pirinci iç piyasada 1,7 milyon riyale satıyor—yani ithalat maliyetinin altı katına. Bu durum, İran mutfağının temel unsurlarından biri olan pirinç için fiilen hiçbir sübvansiyon olmadığını gösteriyor. Hükümet, tercihli kuru fiyatları istikrara kavuşturmak için değil, büyük kârlar elde etmek için kullanıyor. Benzer bir tablo diğer temel ithal ürünlerde de görülüyor. Özel ithalatçılar dolarını serbest piyasa kuru olan 1,26 milyon riyalden alsa bile, perakende fiyatlar bugün tüketicilerin devletin ithal ettiği ürünler için ödediğinden daha düşük olurdu.

Merkez Bankası verilerine göre, 2025’in ilk on ayında İranlı ithalatçılara toplam 40 milyar dolar tutarında farklı para birimleri sağlandı; bunun 8,6 milyar doları tercihli kurdan verildi. Ancak Merkez Bankası, ithalatçılara sağlanan toplam dövizin geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 20 daha düşük olduğunu özellikle belirtmiyor.
Ayrıca hükümet, dolar ve euro yerine giderek daha fazla Çin yuanı, Rus rublesi, Hindistan rupisi, Türk lirası ve bölgesel Arap para birimlerini ithalatçılara veriyor. Gümrük verileri, toplam ithalatın yüzde 16 azaldığını ortaya koyuyor.

Bir diğer etken, İran ithalatının artık dörtte birinin ihracatçılarla takas yoluyla yapılması. Merkez Bankası bunu yanıltıcı biçimde “ithalat için döviz tahsisi” olarak kayda geçiriyor. Bu yöntem, ithalatçılara ek dönüşüm ve takas maliyetleri yükleyerek nihai fiyatları artırıyor ve yolsuzluk ile rant arayışına kapı aralıyor.

Hükümet, tercihli kuru fiyatları dengelemek için değil, büyük ölçekli kâr elde etmek için kullanıyor.

Bu arada İran’ın petrol gelirleri de keskin biçimde geriledi. Küresel petrol fiyatları son aylarda düşerken, Kpler’in tanker takip verileri İran’ın Çin limanlarına petrol sevkiyatının yüzde 20 azalarak günlük 1,2 milyon varile indiğini gösteriyor. Aynı zamanda İran’ın sunduğu indirimler varil başına 3 dolardan 10 dolara kadar genişledi. Petrol ve gaz kondensatı ihracatı, İran’ın toplam ihracatının yüzde 40’ını oluşturduğundan, bu düşüşler ulusal gelirleri ciddi biçimde azaltıyor.

Buna ek olarak İran, denizde satılamamış petrol stoklarının hızla artmasıyla karşı karşıya. İran’ın “hayalet filosu” olarak adlandırılan tankerlerin günlük kira bedeli gemi başına yaklaşık 200 bin dolara ulaştı.
Vortexa verileri, İran’ın yüzer petrol stoklarının son aylarda iki katına çıkarak 200 milyon varile ulaştığını gösteriyor. Bu miktarın depolanması yaklaşık 100 süpertanker gerektiriyor ve yalnızca Asya sularında satılamamış petrolü elde tutmanın günlük maliyeti yaklaşık 20 milyon dolar.

Bu gelir açığını telafi etmek için hükümet yükü tüketicilere yüklüyor; ithal malları maliyetlerinin katbekat üzerinde satarak bütçe açığını finanse ediyor. Bu sırada, son aylarda Lübnan’daki Hizbullah’ı ve diğer vekil grupları yeniden canlandırmak için yüz milyonlarca dolar aktarıldığına dair haberler bulunuyor. Bu durum yalnızca bir nükleer anlaşma ihtimalini daha da zayıflatmak ve yaptırımların hafifletilmesine dair umutları azaltmakla kalmıyor, aynı zamanda İran’ın döviz krizini de derinleştiriyor. Sonuçta bedeli ödeyen yine İranlı tüketici oluyor.

Bu makale ilk olarak Middle East Forum’da yayımlanmıştır.

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir