Yaklaşık 170 milyon varil İran petrolü bugün denizlerde belirsiz bir bekleyiş içinde, dünya çevresinde dolaşıyor. Bu durum artık bir yaptırım aşma yönteminden çok, yüzen bir stratejik rezervi andırıyor. Bu miktar, Japonya’nın 50 günlük enerji ihtiyacını karşılamaya — ya da İran’ın yıllık nakit sübvansiyon programını iki kez finanse etmeye yetiyor.
IOD’un denizcilik ve enerji verilerine dayanan analizine göre, ABD ya da İsrail ile olası bir çatışma korkusu içinde Tahran, denizi fiilen bir depoya dönüştürüyor — ancak bunun ekonomik maliyeti son derece ağır.
Bu pahalı birikim, artan jeopolitik gerilimlerin ortasında gerçekleşiyor. İran’daki protestolara yönelik sert baskıların ardından ABD yaptırımları sıkılaştırıldı ve İsrail ya da ABD’den gelebilecek askeri misilleme ihtimali artık bölge başkentlerinde açıkça konuşuluyor.
Bu ortamda petrolü denizde tutmak hem bir gelir stratejisi hem de savaş zamanı için bir önlem olarak görülebilir. Ancak sonuçları çok ağır: indirimli satışlar, kaybolan gelirler ve milyarlarca dolarlık döviz sızıntısı.
Temkinin Bedeli
OPEC’e göre, Ocak 2026’da İran’ın petrol üretimi günlük 81 bin varil azaldı. Bu düşüş, Washington’un yeniden devreye soktuğu “maksimum baskı” kampanyasını yansıtıyor. İran’ın tek büyük alıcısı olan Çin, alımları günlük 1,1 milyon varile düşürdü; oysa 2025 ortalaması 1,4 milyon varildi.
Bu sırada yaptırıma tabi gemi sayısı hızla arttı. 2025’te İran petrolünü taşıyan tankerlerin %86’sı zaten ABD yaptırımları altındaydı — bu oran 2024’te yalnızca %30’du. Limanlara, sigortaya ve finansal hizmetlere erişim daraldıkça petrol denizde birikti. Ocak 2026 itibarıyla yüzen depolardaki miktar 170 milyon varile ulaştı; bu, yıllık bazda %130 artış anlamına geliyor.
Bu petrolü denizde tutmak son derece pahalı. Standart kiralama ücretleriyle bile — çok büyük bir ham petrol tankeri için günde yaklaşık 100 bin dolar — günlük maliyet 8,5 milyon doları, yıllık maliyet ise 3 milyar doları aşıyor. Gerçek rakam muhtemelen daha yüksek; çünkü gemilerin çoğu, yaptırımlı yükleri taşımak karşılığında prim alan “hayalet filo”ya ait.
Karşılaştırma yapmak gerekirse, 3 milyar dolar İran hükümetinin yıllık gıda ve nakit sübvansiyon bütçesinden %50 daha fazladır. Aynı tutar, ülkede hızla artan gıda enflasyonu düşünüldüğünde, kişi başına yaklaşık 5 kilogram kırmızı ete denk geliyor.
İndirimler, Kayıplar ve Dağınıklık
Petrol satılmadıkça değeri eriyor. Varil başına 60 dolar baz alındığında, yüzen stokun değeri 10 milyar doların üzerindedir. Ancak yalnızca bir yıllık depolama maliyeti bunun üçte birini tüketir — sigorta primleri, paravan şirket komisyonları ve sessizce kaybolan kargolar hesaba katılmadan.
İran’ın resmi ihracat fiyatlandırması da kan kaybını artırıyor. Riskten kaçınan alıcıları çekmek için Tahran varil başına 11 dolar indirim sunuyor — bu, piyasa değerinin yaklaşık %18 altında. Mevcut ihracat seviyelerinde bu fiyat farkı, devlete yıllık yaklaşık 4,5 milyar dolara mal oluyor; bu rakam hükümetin yıllık sübvansiyon ve kupon bütçesinin iki katından fazla.
Satışlar gerçekleştiğinde bile gelirler çoğu zaman geri dönmüyor. Şubat 2025’te İran Ulusal Petrol Şirketi’nin eski başkanı Ali Ekber Purrahimi, 11 milyar dolarlık petrol gelirinin ya “yolsuzluk içeren emanet hesaplarda” dondurulduğunu ya da kaybolduğunu kabul etti. Meclisin bütçe komisyonunun ayrı bir raporu ise 8 milyar dolarlık bir açığa işaret etti: sekiz ayda bildirilen 21 milyar dolarlık satışın yalnızca 13 milyar doları kamu hesaplarına girdi.
Yakın vadede yaptırımların hafiflemesine dair bir işaret yok — Umman’daki nükleer görüşmeler teknik konularla sınırlı. Sonuç olarak İran ham petrolü fiilen kilitlenmiş durumda: üretiliyor, taşınıyor, indirimle satılıyor ve bazen ödemesi alınıyor. Ancak çoğu zaman depolanıyor, mahsur kalıyor ya da çalınıyor.
Şimdilik İran’ın petrol ekonomisi hem bir rehine hem de bir yığın — sonuçsuz diplomasi ile yaklaşan bir çatışma ihtimali arasında sıkışmış durumda.
Orijinal makale Iran Open Data sitesinde yayımlanmıştır.

