İsrail teknolojisi İran’ın su krizinin çözümüne nasıl yardımcı olabilir

Yazanlar: Joseph Epstein ve Dalga Khatinoglu

İran, hidroloji uzmanları ve çevre bilimcilerin uyarılarına göre artık geri döndürülemez olabilecek ciddi bir su kriziyle karşı karşıyadır. Başlıca su rezervuarları büyük ölçüde tükenmiş, yeraltı suyu kaynakları hızla çökmekte ve üst düzey yetkililer açıkça suyun kademeli olarak kısıtlanmasından, hatta su yetersizliği nedeniyle başkentin tahliye edilmesinden söz etmektedir. Bu kriz çoğu zaman kuraklık ya da iklim değişikliğiyle açıklansa da, uzmanlar sorunun ezici biçimde insan kaynaklı olduğunu vurgulamaktadır: onlarca yıl süren aşırı kullanım, kötü yönetim ve su yönetişiminin modernize edilememesinin birikimli sonucudur.

Paradoksal olarak, İran’ın su krizine yönelik en etkili teknik çözümlerin birçoğu, İran’ın bölgesel rakibi olan İsrail tarafından geliştirilmiştir. Damla sulama, atık suyun geri kazanımı, deniz suyunun tuzdan arındırılması ve entegre su yönetimi alanlarındaki yenilikler sayesinde İsrail, bugün İran’ın karşı karşıya olduğu koşullardan daha zorlu doğal şartlar altında su güvenliğini sağlamayı başarmıştır. Bu makale, İran’daki krizin artık bir farkındalık ya da teknoloji sorunu olmadığını; siyasi, mali ve kurumsal engellerden kaynaklandığını savunmaktadır. Bununla birlikte, İsrail’de denenmiş yaklaşımlara dolaylı yollarla dahi erişilebilmesi, uzmanlara göre artık tamamen geri çevrilemeyecek olan bu krizin en istikrarsızlaştırıcı sonuçlarını hafifletebilir.

Jeopolitik paradoks

En büyük ironi, İran’ın su krizine en uygun teknolojik çözümlerin, İran’ın diplomatik ilişkisinin bulunmadığı ve düşmanca bir tutum sergilediği İsrail’de geliştirilmiş olmasıdır. Mevcut siyasi koşullarda doğrudan teknoloji transferi mümkün değildir.

Ancak dolaylı yollar mevcuttur. Uluslararası su kuruluşları, çok taraflı kalkınma bankaları ve Birleşmiş Milletler’in uzmanlaşmış kurumları, teknoloji transferi ve kapasite geliştirme süreçlerinde aracı rolü üstlenebilir.

Bazı İsrail su teknolojileri o kadar yaygınlaşmıştır ki, lisans altında üretim yapan ya da benzer yetkinlikler geliştiren İsrail dışı tedarikçiler aracılığıyla temin edilebilmektedir. Hassas sulama, ileri atık su arıtımı, verimli tuzdan arındırma ve akıllı su yönetimi gibi temel ilkeler, teknolojinin kaynağından bağımsız olarak uygulanabilir.

İran’ın su krizinin boyutu

İran hükümetinin resmî verilerine göre, ülke genelindeki barajların ortalama doluluk oranı yalnızca yüzde 33’tür ve Tahran’a su sağlayan beş ana barajdan dördü kurumuştur. Geriye kalan baraj ise son derece kırılgan bir durumdadır ve başkentin yalnızca birkaç haftalık su ihtiyacını karşılayabilecek düzeydedir.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkian, yakın zamanda durumun ciddiyetine dikkat çekerek, iki ay önce başlayan mevcut su yılında yağış miktarının “sıfır” olduğunu belirtmiştir. Pezeşkian, “Eğer bir ay içinde Tahran’da yağış olmazsa suyu kısıtlamak zorunda kalacağız; yağış yine olmazsa Tahran’ı tahliye etmek zorunda kalacağız,” uyarısında bulunmuştur.

Ülkenin diğer birçok eyaletinde durum başkentten çok daha ağırdır.

Enerji Bakanlığı’na göre İran yılda yaklaşık 100 milyar metreküp su tüketmektedir ve bunun yüzde 90’ı tarımda kullanılmaktadır. Tarımsal su kullanımının bu denli yüksek olmasının temel nedeni, özellikle salma sulama olmak üzere geleneksel sulama yöntemlerine yaygın biçimde bağımlılıktır.

Daha da önemlisi, ülkenin toplam su tüketiminin yüzde 60’ı yeraltı suyu akiferlerinden karşılanmaktadır ve bu kaynaklar alarm verici bir hızla tükenmektedir. İran her yıl yeraltı suyu açığına yaklaşık 5 milyar metreküp eklemekte; bu durum özellikle Tahran ve İsfahan gibi büyük şehirlerde yaygın arazi çökmesine yol açmaktadır.

Yol, Konut ve Kentsel Gelişim Araştırma Merkezi’nin Sismoloji ve Risk Bölümü Başkanı Ali Beytollahi’ye göre, “On sekiz eyalette arazi çökmesi yılda on santimetrenin üzerindedir. Tahran’ın merkezinde son iki yıldaki çökme hızı, önceki iki yıla kıyasla üç katına çıkmıştır. Güney ve güneybatı Tahran’daki çökme alanları ise son yıllarda yaklaşık yüzde 40 genişlemiştir.”

Bu tablo, ideal koşullarda ülkenin su yönetiminin merkezi olması gereken İran’ın başkentine aittir. Buna rağmen, Tahran’ın suyunun yüzde 60’ı yeraltı kaynaklarından sağlanmaktadır. Kentin yıllık 2,5 milyar metreküplük su tüketiminin yarıdan fazlası tarımda kullanılmakta ve içme suyunun yüzde 30’u eskimiş dağıtım şebekesi nedeniyle kaybedilmektedir.

Krizin bir diğer önemli boyutu ise İran’daki sulak alanların ve göllerin hızla kurumasıdır. Meclis İnşaat Komisyonu Başkanı Muhammed Rıza Rezaei-Kuçi’ye göre, ülkenin başlıca sulak alanlarının yüzde 66’sı kurumuştur.

İsrail’in su devrimi: karşılaştırmalı bir model

İsrail, İran’a benzer iklimsel zorluklarla karşı karşıyadır: sınırlı yağış, yüksek buharlaşma oranları ve artan talep. İsrail’in yaklaşımı, İran’ın su sistemindeki teknolojik ve politik boşlukları net biçimde ortaya koymaktadır.

İsrail, 1960’lı yıllarda damla sulama teknolojisinin öncüsü olmuştur ve bugün ülkenin tarım arazilerinin yaklaşık yüzde 75’i damla ya da mikro sulama sistemleri kullanmaktadır. Bu yöntemler suyu doğrudan bitki köklerine hassas biçimde ulaştırarak, salma sulamaya kıyasla su tüketimini yüzde 30 ila 70 oranında azaltmakta ve çoğu zaman ürün verimini artırmaktadır.

İran’da tarımsal su israfı bölge genelinde başı çekmektedir. İran tarımı yaklaşık 90 milyar metreküp su tüketirken, Türkiye yüzde 40 daha az su kullanmasına rağmen yüzde 30 daha fazla tarımsal üretim gerçekleştirmektedir. İran, Türkiye’ye kıyasla daha az yağış almasına rağmen, yağışların yüzde 70’i yağmur suyu toplama ve depolamaya yeterince yatırım yapılmadığı için buharlaşmaktadır; Türkiye’de bu oran yaklaşık yüzde 50’dir.

Bu veriler dikkate alındığında, İran tarım arazilerinin yalnızca yüzde 50’sinde dahi İsrail tarzı damla sulama uygulanması hâlinde, yıllık su tasarrufu 20 ila 30 milyar metreküpe ulaşabilir; bu miktar ülkenin mevcut yeraltı suyu açığının dört ila altı katıdır.

İsrail, atık sularının yaklaşık yüzde 90’ını arıtarak tarımda yeniden kullanmaktadır ve bu oran dünyadaki en yüksek seviyedir. Bu durum, İran’ın performansıyla keskin bir tezat oluşturmaktadır.

İran, kentsel atık su toplama ve arıtma alanında 180 ülke arasında 103. sırada yer almakta olup, bu bölgedeki en kötü performanstır. İran’daki hanelerin yalnızca yüzde 50’si kanalizasyon şebekesine bağlıdır ve toplanan atık suların sadece yüzde 20’si tarım ya da sanayi için arıtılıp yeniden kullanılmaktadır.

İran, İsrail’e benzer bir atık su altyapısı geliştirmiş olsaydı, ülkenin yıllık 8 milyar metreküplük içme suyu tüketiminin önemli bir bölümü içme dışı amaçlar için geri kazanılabilirdi. Bunun yerine, arıtılmamış atık sular sıklıkla kuyulara ya da çevreye boşaltılmakta ve yeraltı suyu akiferlerini kirletmektedir.

İsrail’in ileri biyolojik ve membran bazlı atık su arıtma teknolojileri, dünyanın su kıtlığı yaşayan birçok bölgesine başarıyla ihraç edilmiştir. Ülkenin entegre yaklaşımı, merkezi arıtma tesislerini, geri kazanılmış suyu doğrudan tarımsal kullanıcılara ulaştıran gelişmiş dağıtım şebekeleriyle birleştirmektedir.

İsrail bugün, içme ve kullanım suyunun yaklaşık yüzde 85’ini tuzdan arındırma yoluyla üretmektedir ve Akdeniz kıyısı boyunca beş büyük tuzdan arındırma tesisi işletmektedir. Ters osmoz teknolojisi, enerji verimliliği açısından dünyanın en gelişmiş sistemlerinden biri hâline gelmiş olup, metreküp başına maliyet yaklaşık 41 sent seviyesine düşmüştür.

Bu makale ilk olarak Atlantic Council tarafından yayımlanmıştır.

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir