İran’ın Sermaye Kaçışı Beş Yılda 4,5 Kat Arttı

İran Merkez Bankası tarafından yayımlanan yeni veriler, ülkenin 2025 yılında yaklaşık 27 milyar dolarlık ticaret fazlası vermesine rağmen, sermaye hesabında neredeyse aynı büyüklükte bir açık yaşadığını gösteriyor.

Pratikte bu, İran’ın yalnızca geçen yıl sermaye kaçışı nedeniyle yaklaşık 27 milyar dolar kaybettiği anlamına geliyor. Bu rakam, ülkenin gayrisafi yurt içi hasılasının (GSYH) yaklaşık yüzde 8’ine eşdeğer. Ayrıca 2020 yılına kıyasla 4,5 katlık bir artışa işaret ederek İran ekonomisindeki yapısal bir sorunun giderek derinleştiğini ortaya koyuyor.

Bu ölçekte bir sermaye çıkışını sıradan vatandaşlara ya da özel sektör tüccarlarına bağlamak gerçekçi görünmüyor. Ölçek, daha çok büyük finansal kaynaklara ve fonları yurtdışına taşıyabilecek ayrıcalıklı kanallara erişimi olan aktörleri işaret ediyor.

İran vatandaşlarının sermayesi için sıkça dile getirilen destinasyonlardan biri Türkiye’deki gayrimenkul piyasası. Ancak resmi Türk istatistikleri, İranlıların konut alımlarının sermaye kaçışındaki dramatik artışı açıklamak için yeterli olmadığını gösteriyor. Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre İran vatandaşları geçen yıl ülkede 1.878 konut satın aldı. Bu rakam, 2024’e göre yüzde 15’lik bir düşüşe işaret ederken, 2020’de kaydedilen zirvenin yalnızca beşte birine karşılık geliyor. Bu veriler, bireysel yurtdışı gayrimenkul yatırımlarının 2020’den bu yana hızlanan sermaye çıkışının temel nedeni olmadığını gösteriyor.

İran ekonomisinin yapısı daha makul bir açıklama sunuyor. İran Ulusal Verimlilik Kurumu Başkanı Muhammed Salih Oliya kısa süre önce yaptığı açıklamada, gerçek özel sektör şirketlerinin ülke ekonomisinin yalnızca yaklaşık yüzde 14,5’ini oluşturduğunu belirtti. Devlet yaklaşık yüzde 15’lik kısmı kontrol ederken, ekonominin büyük çoğunluğu yarı-devlet kurumlarının hakimiyetinde bulunuyor. Bunlar arasında İran Devrim Muhafızları Ordusu’yla bağlantılı kuruluşlar, Dini Liderlik Ofisi’nin denetimindeki yapılar ve siyasi bağlantılara sahip diğer holdingler yer alıyor.

Gerçek özel sektörün İran dış ticaretindeki rolü sınırlı. Dövize erişim ve ithalat lisansları hâlâ büyük ölçüde devlet kurumları ve ayrıcalıklı ekonomik düzenlemelerden faydalanan yarı-devlet kuruluşlarının etkisi altında.

En önemli çarpıklıklardan biri İran’ın çoklu döviz kuru sistemi. Merkez Bankası, belirli ithalat kalemleri için piyasa seviyesinin oldukça altında kurdan döviz sağlıyor. Bu durum, siyasi bağlantılara sahip ithalatçı ve ihracatçılar için kur farklarından faydalanma yönünde güçlü teşvikler yaratıyor.

Sübvansiyonlu döviz alan şirketlerin, ihracat gelirlerini ülkeye geri getirip bunları yapay olarak düşük resmi kurdan Merkez Bankası’na satmak için fazla bir teşviki bulunmuyor. Bunun yerine dövizi yurtdışında tutmak veya yabancı hesaplara aktarmak daha yüksek getiri sağlayabiliyor. Bu teşvikler, büyük ölçekli sermaye kaçışını kolaylaştırıyor.

Sonuç olarak, sermaye kaçışının temel kaynağının sıradan İranlı hanehalklarından ziyade devlet kurumları ve yarı-devlet kuruluşlarıyla bağlantılı kişi ve yapılar olduğu görülüyor.

Bu olgu yalnızca petrol ihracatına yönelik yaptırımlarla da açıklanamaz. Geçen yıl İran parlamentosunun Ekonomi Komisyonu üyesi Hüseyin Samsami, 2018–2024 yılları arasında yaklaşık 95 milyar dolarlık “petrol dışı ihracat gelirinin” ülkeye geri dönmediğini açıkladı. Ona göre bu miktar, söz konusu dönemde İran’ın toplam petrol dışı ihracatının yaklaşık yüzde 35’ine denk geliyor.

Petrol dışı ihracat, ABD’nin petrol yaptırmalarından daha az doğrudan etkilendiği için, geri dönmeyen bu gelirler siyasi bağlantılı aktörlerin sermaye çıkışında merkezi bir rol oynadığı tezini daha da güçlendiriyor.

Bir diğer dikkat çekici eğilim ise İran, İsrail ve ABD arasındaki doğrudan askeri gerilimin tırmanmasının ardından sermaye kaçışının hızlanması. Mevcut veriler, ülkeye geri dönmeyen petrol dışı ihracat gelirlerinin payının 2025’te önceki yıllara kıyasla yaklaşık iki katına çıktığını gösteriyor.

Artan jeopolitik belirsizlik, siyasi iktidara yakın ekonomik aktörler arasında kaygıları artırmış görünüyor. Bu kaygılar, gelecekteki istikrarsızlıklara karşı bir güvence olarak varlıkların yurtdışına taşınmasını teşvik ediyor olabilir.

Bu yorum, “Epic Fury Operasyonu”ndan kısa süre önce ABD Hazine Bakanı Scott Bessent tarafından da dile getirildi. Bessent, Şubat ayında Senato Bankacılık Komitesi önünde yaptığı konuşmada İranlı yetkililerin varlıklarını “panik içinde” ülke dışına taşıdıklarını söyledi. Bu davranışın, sistemin sürdürülebilirliğine ilişkin içeriden duyulan güvenin azaldığının bir işareti olabileceğini savundu. “Fareler gemiyi terk ediyor,” diyerek güç merkezlerine en yakın kişilerin sermaye çıkışına öncülük ettiğini ima etti.

Bu değerlendirmelerin doğru olup olmamasından bağımsız olarak, İran’ın resmi istatistikleri bir gerçeği ortaya koyuyor: sermaye kaçışı ülkenin en önemli ekonomik sorunlarından biri hâline gelmiş durumda. Dövize ayrıcalıklı erişimin sürmesi, yarı-devlet kurumlarının hakimiyeti, zayıf şeffaflık ve artan jeopolitik riskler, servetin yurtiçinde yatırıma yönelmesi yerine yurtdışına taşınmasını teşvik etmeye devam ediyor.

Makalenin orijinali Middle East Forum’da yayımlandı.

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir