İran’ın petrolün ardından ikinci en büyük döviz geliri kaynağı olan petrokimya sektörü, son savaşın etkileriyle karşı karşıya. Ancak sektör, İsrail ve ABD saldırılarından önce de büyüme ivmesini kaybetmişti. Sektörün karşı karşıya olduğu üç temel sorun var: ülkedeki doğal gaz açığından kaynaklanan kronik hammadde sıkıntısı, düşük katma değerli temel ürünlere bağımlılığın devam etmesi ve üretimde katma değerin sınırlı kalması.
İran Ulusal Petrokimya Şirketi (NPC) ve İran İstatistik Merkezi verileri, petrokimya üretimindeki büyümenin İran takvimine göre 1402 yılından (Mart 2023-Mart 2024) bu yana durduğunu gösteriyor. O yıl yaklaşık 71 milyon metrik tona ulaşan üretim, bir sonraki yıl yaklaşık 4 milyon ton azalarak 67 milyon tona geriledi.
Bu düşüş, sektörün nominal üretim kapasitesinin artmasına rağmen gerçekleşti. Geçen yıl İran’daki petrokimya komplekslerinin kurulu kapasitesi 103 milyon tona ulaştı. Ancak fiili üretim yalnızca 67 milyon ton oldu. Böylece yaklaşık 36 milyon tonluk kapasite, yani toplam kurulu kapasitenin üçte birinden fazlası kullanılmadı. Tesisler ortalama olarak kapasitelerinin yalnızca yüzde 66’sında çalıştı.
Bu açığın temel nedeni doğal gaz hammaddesindeki yetersizlik. Resmi verilere göre İran’daki petrokimya tesislerinde kullanılan hammaddenin yaklaşık yüzde 72’si doğal gazdan, ağırlıklı olarak metan ve etandan oluşuyor. Ülkedeki gaz arzı ile talebi arasındaki dengesizlik derinleştikçe hammadde tedarikindeki kesintiler de daha sık yaşanıyor. Yetkililer, petrokimya komplekslerindeki üretim duruşlarının veya üretim düşüşlerinin yaklaşık üçte ikisinin hammadde yetersizliğinden kaynaklandığını tahmin ediyor.
İran’ın petrokimya sektörü yılda yaklaşık 13 milyar dolarlık ihracat geliri sağlıyor ve ülkenin toplam petrol dışı ihracatının yaklaşık yüzde 22’sini oluşturuyor. Sektör günde 68 milyon metreküpten fazla doğal gaz tüketiyor. Bunun yüzde 40’tan fazlası hammadde, geri kalanı ise yakıt olarak kullanılıyor. Bu miktar, İran’ın toplam doğal gaz tüketiminin yaklaşık yüzde 9’una denk geliyor. Bu yüksek bağımlılık, sektörü ülkenin kronik gaz sıkıntısına karşı son derece kırılgan hale getiriyor.
Temel ürünlere bağımlılık
Hammadde sıkıntısı sektörün tek sorunu değil. İran petrokimya sektörü hâlâ büyük ölçüde temel ve düşük katma değerli ürünlere yoğunlaşmış durumda. Daha yüksek katma değer sağlayan ileri aşama ürünlerinin toplam üretimdeki payı ise sınırlı kalıyor.
NPC verilerine göre İran’daki petrokimya kompleksleri her yıl doğal gaz ve petrol ürünleri de dahil olmak üzere 54 milyon tondan fazla hidrokarbon işliyor. Ancak bu hammaddenin büyük bölümü temel petrokimya ürünlerine dönüştürülüyor ve yalnızca küçük bir kısmı değer zincirinde daha ileri aşamalara taşınıyor.
Ürün dağılımı bu dengesizliği açıkça ortaya koyuyor. Metanol tek başına İran’ın temel petrokimya üretiminin yüzde 44’ünü oluştururken, ekonomik değeri metanolün iki katından fazla olan propilenin payı yalnızca yüzde 3. Buna karşılık propilenin temel petrokimya üretimindeki payı Suudi Arabistan’da yaklaşık yüzde 15, Çin’de yüzde 18 ve ABD’de yüzde 20.
Bu zayıflık yalnızca üretim yapısında değil, kapasitede de görülüyor. Petrokimya ürünlerinin ileri aşamalarda işlenmesini sağlayan alt sektörlerin payı, İran’ın petrokimya işleme tesislerinin toplam kapasitesinin yalnızca yüzde 2,5’i. Bu durum, yatırımların büyük bölümünün değer zincirinin en alt ve ilk aşamalarında yoğunlaştığını gösteriyor.
Bunun sonucunda ton başına ortalama ürün değeri yaklaşık 563 dolar seviyesinde kalıyor. Bu rakam, sektörün temel ürünlere olan bağımlılığını yansıtıyor. NPC verilerine göre İran, 1403 yılında (Mart 2024-Mart 2025) yaklaşık 42 milyon ton pazarlanabilir petrokimya ürünü üretti. Bu ürünlerin toplam değeri yaklaşık 24 milyar dolardı.
Savaşın verdiği zarar
Bu yapısal zayıflıklar, son savaşla birlikte daha da ağırlaştı. Savaş, sektör genelindeki üretim tesislerine ve destekleyici altyapıya zarar verdi. 39 günden uzun süren çatışmalar sırasında İsrail, İran’ın iki ana petrokimya merkezi olan Mahşehr ve Güney Pars bölgelerindeki petrokimya altyapısının bazı bölümlerini hedef aldı. Özellikle elektrik santralleri, yardımcı tesisler ve diğer destek altyapıları vuruldu.
Hasarın üretim kapasitesi üzerindeki etkisine ilişkin kapsamlı bir değerlendirme henüz yayımlanmış değil. İranlı yetkililer ise çatışmaların hem petrokimya ihracatını hem de bazı ürünlerin iç piyasaya arzını aksattığını belirtiyor.
Iran Open Data’nın analizi, Mahşehr bölgesinde hedef alınan sekiz petrokimya kompleksinin — Bandar İmam, Amir Kabir, Karun, Marun, Rejal, Taht-e Cemşid, Bouali Sina ve Tondguyan — toplam nominal kapasitesinin yaklaşık 17 milyon ton olduğunu gösteriyor. Bu, İran’ın toplam kurulu petrokimya kapasitesinin yaklaşık altıda birine denk geliyor.
Güney Pars’ta ise Asaluye ve Kangan’daki petrokimya komplekslerine enerji ve diğer hizmetleri sağlayan bazı yardımcı tesisler ile elektrik santralleri de hasar gördü. Ancak ülkenin en büyük petrokimya merkezinin operasyonel kapasitesinin ne kadarının devre dışı kaldığı veya başka şekilde aksadığı henüz net değil.
Nihai hasar değerlendirmesi ne gösterirse göstersin, savaş zaten potansiyelinin oldukça altında çalışan bir sektörü vurdu. Savaştan önce dahi kurulu kapasitenin üçte biri atıl durumdaydı. Sektör, doğal gaz sıkıntısı ve değer zincirinin en alt basamaklarında sıkışıp kalmış ürün yapısı nedeniyle potansiyelini kullanamıyordu.
Savaş bu kırılganlıkları yaratmadı; onları daha da görünür hale getirdi.
Makalenin orijinali Iran Open Data’da yayımlandı.

