İranlılar giderek derinleşen ve ağırlaşan mali krizlerle karşı karşıyadır. Bu durum ülke genelinde protestoları tetiklemiş, İslam Cumhuriyeti’nin güvenlik güçleri ise bu protestolara kanlı baskılarla karşılık vermiş ve bildirildiğine göre 20 bine kadar sivil hayatını kaybetmiştir.
Bu ortamda, İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney, 17 Ocak 2026 tarihinde ekonomik temellerin yanlış anlaşıldığını yansıtan açıklamasında, “devlet yetkililerinin temel gıda maddeleri, hayvan yemi ve halkın ihtiyaç duyduğu zorunlu ürünlerin temini gibi alanlarda daha ciddi şekilde — geçmişe kıyasla iki kat fazla — çalışmaları gerektiğini” ifade etmiştir.
Bu açıklama, hükümetin gıda ithalatı için sağlanan sübvansiyonlu ucuz doları kaldırdığı ve bunun yerine her vatandaşa aylık yalnızca 7 dolar nakit destek verdiği bir dönemde yapılmıştır. Aynı zamanda ABD doları kuru 1.450.000 riyal seviyesine yükselmiş olup, bu rakam Ocak 2025’e kıyasla iki katına çıkmıştır.
Hamaney, ithalatçılara ucuz döviz sağlandığı dönemde dahi gıda fiyatlarının nasıl iki katına çıktığını ya da toplam 90 milyonluk nüfus içinde yaklaşık 70 milyon düşük gelirli İranlıya aylık 7 dolar verilmesinin yaşam standartlarını nasıl yükselteceğini açıklamamıştır.
Ayrıca, kendi doğrudan denetimi altındaki; vergiden muaf, kamuya hesap vermeyen devasa mali kurumlara yönelik herhangi bir yol haritası sunmamış ve tüm tavsiyelerini yalnızca hükümete yöneltmiştir. Oysa hükümet fiilen yıllardır iflas halindedir ve bütçesinin yaklaşık üçte biri kadar olan yıllık açıklarını bankalardan borçlanma ve kontrolsüz para basımıyla finanse etmektedir.
Hamaney’in kontrolündeki gölge ekonominin boyutunu anlamak için iki eski üst düzey yetkilinin açıklamalarına bakmak yeterlidir:
- Behzad Nebevi, 1980’lerde bakanlık yapmış, 2000’lerde milletvekilliği görevinde bulunmuş bir isim olarak, Dini Lider’in kontrolündeki ekonomik ve askeri vakıf ve şirketlerin İran’ın gayrisafi yurt içi hasılasının yaklaşık %60’ını oluşturduğunu belirtmiştir.
- Mohsen Safaei-Farahani, eski ekonomi bakan yardımcısı ve milletvekili, bu payı benzer şekilde %65 olarak tahmin etmiştir.
İslam Cumhuriyeti yetkilileri — özellikle bir dönem yaptırımları “nimet” ve ulusal kendi kendine yeterliliğin itici gücü olarak nitelendiren Hamaney — bugün ülkenin ekonomik çöküşünden yaptırımları sorumlu tutmaktadır.
Ancak Transparency International’ın tarihsel verileri, İran’ın 2012 yaptırımlarından önce bile dünyanın en yolsuz ülkeleri arasında yer aldığını göstermektedir. Riyalin değer kaybı ise yaptırımlarla ya da yaptırımsız, İslam Cumhuriyeti’nin tüm tarihi boyunca devam etmiştir.
Yaklaşık bir asır önce, Kaçar Hanedanı’nın son yıllarında 1 ABD doları 10 riyaldi. Pehlevi Hanedanı’nın 53 yıllık iktidarı boyunca bu oran 1979’da yalnızca 70 riyale yükselmiştir. Bugün ise, İslam Cumhuriyeti’nin 47 yıllık yönetiminin ardından dolar kuru yaklaşık 1,5 milyon riyal seviyesindedir.
Son yüzyılda (I. ve II. Dünya Savaşları hariç) kaydedilen en yüksek enflasyon oranı, İran’ın ne savaşta ne de yaptırım altında olduğu 1995 yılında, teknokrat Cumhurbaşkanı Ali Ekber Haşimi Rafsancani döneminde yaşanmıştır.
Rafsancani döneminde riyal değerinin %80’ini kaybetmiş, onu izleyen reformist hükümet döneminde ise kalan değerin yarısı erimiştir. Böylece İslam Cumhuriyeti’nin tüm siyasi kanatları — reformist, teknokrat ya da sertlik yanlısı — boyunca para biriminin çöküşü ve yüksek enflasyon süreklilik göstermiştir.
Hamaney ekonomik iyileşmeyi yalnızca çiftliklere yem ve pazarlara gıda ulaştırmak olarak tanımlayıp; şeffaflık, hesap verebilirlik, sürdürülebilir kalkınma ve demokrasiyi göz ardı ettiği sürece, ülkenin ekonomik krizinin çözülmesini beklemek gerçekçi değildir.
Yüksek petrol gelirlerinin İran ekonomisini kurtarabileceği iddiası da geçerliliğini yitirmiştir. Merkez Bankası verilerine göre İran’ın petrol ihracat gelirleri 2003’ten sonra hızla artmış ve 2011’de 115 milyar dolar ile tarihi zirveye ulaşmıştır. Buna karşın Transparency International verileri, İran’ın yolsuzluk sıralamasının aynı dönemde dünyada 78’incilikten 168’inciliğe gerilediğini göstermektedir. Bu sistemde artan petrol gelirleri ekonomik toparlanma değil, yalnızca daha fazla yolsuzluk üretmiştir.
Bu nedenlerle İran halkı, İslam Cumhuriyeti çerçevesinde ekonomik ve yaşam koşullarının iyileşmesinin mümkün olmadığı sonucuna varmıştır. Tek gerçekçi çıkış yolu demokratik ve şeffaf bir yönetime geçiştir.
Bu makale ilk olarak Middle East Forum’da yayımlanmıştır.

