İran bölgesel enerji akışlarını bozabileceğini gösterdi. Ancak bu kaldıraç gücünü çatışmanın sonucunu kendi lehine şekillendirmek için kullanıp kullanamayacağı çok daha belirsizdir.
Son günlerde İran füzeleri üç petrol tankerini ve komşu ülkelerdeki çeşitli petrol ve gaz tesislerini hedef aldı; ayrıca Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğini engelledi.
Piyasaların ilk tepkisi sert ama sınırlı oldu. Pazartesi günü Brent petrolü yüzde 8’den fazla artarak varil başına 79 dolara çıktı. Buna rağmen bu seviye, Hürmüz Boğazı’nın tamamen kapatılmasına ilişkin önceki tahminlerin oldukça altında kaldı.
Tahran, tankerler ve bölgesel enerji altyapısına yönelik saldırılarla Washington üzerinde yeterli baskı oluşturmuş değil. 2 Mart’ta gaz tesislerine yönelik iki insansız hava aracı saldırısının ardından Katar, sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) üretimini geçici olarak askıya aldığını açıkladı.
Hürmüz Boğazı, küresel LNG ticaretinin yaklaşık yüzde 20’sine ve küresel petrol ile petrol ürünleri tüketiminin benzer bir payına ev sahipliği yapmaktadır.
Geçen yıl boğazdan geçen ham petrol ve LNG’nin yüzde 80’inden fazlası Asya pazarlarına yöneldi. Buna rağmen Katar’ın LNG üretimini durdurması, Avrupa’da gaz fiyatlarının yüzde 45 artmasına yol açtı ve küresel enerji karşılıklı bağımlılığının ne kadar kırılgan olduğunu gösterdi.
Petrol fiyatları neden daha fazla yükselmedi?
Bunun birkaç yapısal nedeni var.
Birincisi, Uluslararası Enerji Ajansı’na göre geçen yıl küresel petrol piyasasında arz fazlası bulunuyordu. Ancak Hürmüz’de tanker geçişlerindeki aksamalar orta vadede sürerse, piyasa koşulları ciddi biçimde sıkılaşabilir.
İkincisi, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri boğazı baypas eden alternatif boru hatlarına sahiptir. Bu hatlar birlikte günde 2,6 milyon varil ek petrolü küresel pazara ulaştırabilir. Bu miktar, normal ham petrol ihracatlarının yaklaşık yüzde 40’ına karşılık gelmektedir ve önemli bir dengeleyici unsurdur.
İran daha önce kritik altyapıyı hedef alma isteğini göstermişti. 2019’da Suudi Arabistan’ın Ras Tanura tesislerini ve Abqaiq petrol işleme merkezini vurmuştu. 2 Mart’ta İran yeniden Ras Tanura rafinerisini hedef aldı.
Buna karşın Tahran, Hürmüz’ü baypas etmek üzere tasarlanmış Suudi ve Emirlik boru hatlarını henüz hedef almadı. Böyle bir adım petrol fiyatlarını yeniden yükseltebilir; ancak mevcut arz tamponları dikkate alındığında bunun ağır bir piyasa krizine yol açması muhtemel görünmüyor.
OECD üyeleri — ABD, Avrupa Birliği, Birleşik Krallık, Japonya ve Kanada — yaklaşık 2,8 milyar varil ticari petrol stokuna sahiptir. Bu rezervler geçici kesintiler durumunda haftalarca esneklik sağlar.
İran’ın da Asya sularında yaklaşık 200 milyon varil yüzer depolama stoku bulundurduğu ve Çinli alıcılara birkaç ay daha teslimat yapabileceği bildirilmektedir.
Tüm bu unsurlar birlikte değerlendirildiğinde, kısa vadede İran’ın petrol silahının küresel piyasaları istikrarsızlaştırmak veya Washington’u askeri operasyonları durdurmaya zorlamak açısından etkili bir araç olması beklenmemektedir.
Tahran’ın asıl hedefi, ABD ile hizalanmış Arap devletlerine baskı yaparak Washington’dan saldırıları durdurmasını istemek olabilir.
Ancak bu strateji ciddi riskler taşımaktadır. 1 Mart’ta Suudi Arabistan İran saldırılarına karşılık vereceğini açıklamış ve silahlı kuvvetlerini yüksek alarma geçirmiştir. Tırmanışın sürmesi, krallığı ve diğer Arap ülkelerini ABD-İsrail askeri kampanyasına katılmaya itebilir.
Uzun süreli bir çatışma riski
ABD ve İsrailli yetkililer İran’a yönelik operasyonların birkaç hafta sürebileceğini belirtmiştir. Asıl soru, Tahran’ın uzun süreli bir yıpratma savaşını sürdürebilip sürdüremeyeceğidir.
İran’ın petrol dışı ticaretinin yaklaşık yüzde 70’i Hürmüz Boğazı’na erişime bağımlı limanlardan geçmektedir. Tahran kısa vadede boğazı aksatabilse de, uzun süreli bir müdahale kendi ekonomisine orantısız zarar verecektir.
Şu ana kadar ABD ve İsrail İran’ın petrol tesislerini ya da geniş sanayi ve ekonomik altyapısını hedef almamıştır. Ancak İran bölgesel enerji varlıklarına saldırmaya ve Hürmüz geçişini engellemeye devam ederse bu durum değişebilir.
Böyle bir tırmanış, zaten kırılgan olan ülke ekonomisine ağır darbe indirebilir.
Bir diğer karşı önlem, Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğini güvence altına almak için uluslararası bir koalisyon oluşturulması olabilir — bu da Tahran’ın küresel enerji ticareti üzerindeki kaldıraç gücünü fiilen etkisizleştirir.
Son olarak, İslam Cumhuriyeti ciddi bir iç meşruiyet açığıyla karşı karşıyadır. Devletin daha da zayıflaması, Ocak 2026 protestolarına benzer yaygın huzursuzluk ihtimalini artırabilir ve rejimin içeriden çökmesi olasılığını yükseltebilir.
Genel olarak bakıldığında, İran’ın petrol silahı yapısal olarak sınırlıdır. Oynaklık yaratabilir, ancak belirleyici bir stratejik üstünlük sağlaması pek olası görünmemektedir.
Bu makale ilk olarak Iran International internet sitesinde yayımlanmıştır.

