Geçici ateşkesin sona ermesi ve İran’ın Hürmüz Boğazı’ndaki ablukasının kısmen kaldırılmasıyla birlikte, temel soru şu: İran anlamlı bir rahatlama—özellikle yaptırımların gevşetilmesi şeklinde—elde edebilecek mi, yoksa ABD yaptırımların kaldırılmasını bölgesel faaliyetlerin ya da füze kapasitesinin sınırlandırılması gibi koşullara mı bağlayacak?

Mevcut tablo, yirmi yılı aşkın süredir devam eden çatışma, yaptırımlar ve nükleer gerilimin birikimli sonucunu yansıtıyor. Bu politikalar İran’a büyük ekonomik maliyetler yükledi ve şimdi bu maliyetler, etkileri ekonominin geneline yayılan yaklaşık iki aylık savaşla daha da ağırlaştı.

Uluslararası Para Fonu’na göre İran’ın reel GSYH’si bu yıl yüzde 6,1 daralacak, enflasyon ise yüzde 69’a ulaşabilir—bu da son on yılların en şiddetli ekonomik istikrarsızlık dönemlerinden birine işaret ediyor. Ancak bu veriler bile krizin derinliğini olduğundan düşük gösterebilir; zira IMF resmi verilere dayanıyor.

Nominal olarak İran ekonomisinin yaklaşık 300 milyar dolara gerilemesi bekleniyor. Bu, göreli açıdan dramatik bir düşüş anlamına geliyor: Yirmi yıl önce İran’ın ekonomik büyüklüğü Türkiye ve Suudi Arabistan gibi bölgesel aktörlerle genel olarak karşılaştırılabilirdi. Bugün ise bu ekonomilerin beşte biri büyüklüğüne ve Birleşik Arap Emirlikleri ile İsrail ekonomilerinin yarısından daha azına gerilemiş durumda.

Ülkenin nükleer yatırımları da bu dengesizliği ortaya koyuyor. Buşehr Nükleer Santrali’nin devreye girmesinden yaklaşık on beş yıl sonra, toplam elektrik üretimi hâlâ 80 teravat-saat seviyesine ulaşmış değil—yaklaşık 5–6 milyar dolar değerinde olup, bu rakam inşaat maliyetlerini dahi karşılamıyor.

Makroekonomik göstergelerin ötesinde, çatışmanın en somut etkisi İran’ın sanayi tabanındaki bozulmada görülüyor. Petrokimya, çelik, elektrik ve havacılık gibi kilit sektörler son saldırılarda ciddi zarar gördü. Raporlara göre petrokimya ve çelik üretim kapasitesinin büyük bir bölümü ya yok edildi ya da çalışamaz hale geldi. Oysa bu sektörler tarihsel olarak yılda yaklaşık 20 milyar dolar ihracat geliri sağlıyor ve yerli sanayi için kritik girdiler sunuyordu.

Bu gelişmelerin etkileri ekonominin geneline yayılıyor. İç arzın daralmasıyla hükümet, iç piyasada kıtlık yaşanmaması için petrokimya ihracatını durdurdu. Asaluye ve Mahşehr gibi büyük üretim merkezlerinde ciddi aksaklıklar yaşandığı ve toparlanmanın aylardan yıllara kadar sürebileceği bildiriliyor. Benzer şekilde, İsfahan ve Huzistan’daki başlıca çelik üretim merkezleri de ciddi operasyonel zorluklarla karşı karşıya.

Bu aksaklıklar daha geniş bir sanayi gerilemesini tetikliyor. İran’ın en büyük üretim sektörlerinden biri olan otomotiv sanayi, temel hammadde eksikliğiyle mücadele ediyor. Küçük ölçekli sanayiler de benzer sorunlarla karşı karşıya; işten çıkarmalar ve üretim duruşları rapor ediliyor.

Zaten savaş öncesinde de baskı altında olan enerji sektörü de darbe aldı. Resmi veriler elektrik üretim kapasitesinde kayda değer bir düşüşe işaret ediyor ve bu durum yıllardır süren elektrik açığını daha da derinleştiriyor. Yaz aylarında talebin zirve yaptığı dönemlerde mevcut kapasite ihtiyacın oldukça altında kalıyor; bu da yaygın elektrik kesintileri riskini artırıyor.

Enerji Bakanlığı, ülkede elektrik tüketiminin yüzde 18 azaldığını bildirdi; bu durum, toplam tüketimin yüzde 40’ını oluşturan sanayi sektörlerinde ciddi aksaklıklar yaşandığını açıkça gösteriyor.

Havacılık sektörü de ağır kayıplar verdi. İran’ın aktif ticari filosunun yaklaşık üçte birini oluşturan 60 kadar yolcu uçağının hasar gördüğü ya da yok edildiği bildiriliyor.

Tüm bu gelişmeler kritik bir dönüm noktasına işaret ediyor. Askeri baskı, ekonomik daralma ve sanayi hasarı birleşerek İran’ı önemli tavizler vermeye zorlayabilecek bir noktaya getiriyor.

Bununla birlikte nihai sonuç belirsizliğini koruyor. Bu tavizlerin somut bir ekonomik rahatlama sağlayıp sağlamayacağı ya da İran’ın stratejik duruşunun bazı unsurlarını geri çekse bile baskı altında kalmaya devam edip etmeyeceği henüz net değil. Açık olan şu ki, uzun süreli çatışmanın ekonomik, sanayi ve jeopolitik maliyetleri artık görünür durumda. Soru artık İran ekonomisinin etkilenip etkilenmediği değil, bu etkilerin ne kadar kalıcı ve dönüştürücü olacağıdır.

Bu makalenin orijinali Middle East Forum’da yayımlanmıştır.

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir