Çin, İran’ın Amerika Birleşik Devletleri ile yaşadığı çatışmanın ekonomik ve stratejik maliyetlerinden giderek daha fazla rahatsızlık duyuyor; buna rağmen Birleşmiş Milletler’de diplomatik düzeyde Tahran’ı korumayı sürdürüyor.
ABD Başkanı Donald Trump, Pekin’e yaptığı son ziyaret sırasında Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in Hürmüz Boğazı’nın açık tutulmasının önemini vurguladığını söyledi.
Çin Dışişleri Bakanlığı da defalarca Hürmüz Boğazı’nın “mümkün olan en kısa sürede” yeniden açılması çağrısında bulundu ve İran ile ABD arasında “kapsamlı ve kalıcı bir ateşkes” sağlanmasını istedi.
Hürmüz Boğazı kapanmadan önce Çin’in petrol ithalatının yaklaşık yüzde 45’i bu stratejik su yolundan geçiyordu.
Brent petrol vadeli işlemlerinin varil başına 117 dolara yükselmesi ve fiziksel petrol kargolarının 150 dolara kadar alıcı bulması üzerine Çin geçen ay petrol ithalatını yüzde 20 azalttı ve 9 Mayıs’ta iç piyasada benzin ve motorin fiyatlarını artırdı.
Reuters’ın haberine göre Çin’de üretici fiyatları nisanda son 45 ayın en yüksek seviyesine çıkarken, tüketici enflasyonu da hız kazandı.
Ancak Çin ekonomisine verilen zarar yalnızca enerji arzıyla sınırlı değil.
Pekin yönetimi henüz nisan ayına ait gümrük verilerini açıklamamış olsa da, mart ayı rakamları Çin’in bölgeye ihracatında sert bir düşüş yaşandığına işaret ediyor.
Çin gümrük istatistiklerine göre, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı abluka altına aldığı ilk ay olan martta Çin’in Basra Körfezi ülkelerine ihracatı bir önceki ayki 13,2 milyar dolardan yalnızca 5,7 milyar dolara geriledi.
Başka bir ifadeyle, Çin’in Basra Körfezi bölgesine ihracatı sadece bir ay içinde yüzde 57 düştü.
Bu rakamlar Çin’in karşı karşıya olduğu ekonomik sonuçların yalnızca bir bölümünü gösteriyor. Çinli şirketler geçen yıl Orta Doğu genelinde yaklaşık 39,4 milyar dolar değerinde projeler yürüttü veya bu projelere yatırım yaptı.
Ancak bölgedeki çatışmalar derinleşirken ve İran Arap komşularına yönelik geniş çaplı saldırılar düzenlerken, Pekin’in bölgesel yatırımları giderek daha büyük bir belirsizlikle karşı karşıya kalıyor.
Bölge ülkelerinin Çin’in Tahran üzerinde baskı kurmasını beklediği de göz ardı edilmemeli. Çin ile İran’ın Arap komşuları arasındaki ikili ticaret hacmi geçen yıl yaklaşık 340 milyar dolara ulaştı. Bu rakam, yaklaşık olarak İran ekonomisinin toplam büyüklüğüne eşdeğer.
Pekin, zengin bölgesel ortaklarının kaygılarını görmezden gelemez.
Çin’in elindeki olası baskı araçlarından biri İran ham petrolü alımlarını azaltmak olabilir. Kpler verilerine göre Çin, güçlü talebe rağmen nisanda İran’dan petrol ithalatını marta kıyasla yaklaşık üçte bir oranında azalttı ve günlük alımını 1,16 milyon varile düşürdü.
Çin aynı zamanda İran’ın en büyük petrol dışı ticaret ortağı olmayı sürdürüyor.
Buna rağmen Pekin, Tahran’a diplomatik desteğini devam ettirdi. Çin ve Russia, Hürmüz Boğazı konusunda ABD destekli son BM karar tasarılarına karşı çıkarak bu adımların tek taraflı olduğunu ve gerilimi daha da artırma riski taşıdığını savundu.
Çin’in Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Fu Gong, önerilen karar tasarısının “yararlı olmadığını” söyledi ve hem zamanlamasının hem de içeriğinin yanlış olduğunu savundu.
Yine de İran, Pekin açısından Batı ile yürüttüğü daha geniş çaplı rekabette önemli bir stratejik kart olmayı sürdürüyor. Ancak artan ekonomik maliyetlere rağmen Çin’in, Tahran’ın Washington karşısında stratejik yenilgiye uğramasına yol açacak herhangi bir sonucu desteklemesi beklenmiyor.
Makalenin orijinali Iran International tarafından yayımlandı.

