Trump’ın tehdidinin arkasında: İran’ın elektrik şebekesi ateş altında bir stres testinde

ABD Başkanı Donald Trump son günlerde, İran İslam Cumhuriyeti’nin Hürmüz Boğazı’nı fiilen kapatmasına yanıt olarak İran’ın elektrik santrallerini yok etmekle tehdit etti. Daha sonra ise herhangi bir adımı erteleyerek “bir süre tanıdığını” söyledi — oysa Tahran, Pakistanlı arabulucular üzerinden iletildiği iddia edilen 15 maddelik bir teklif konusunda Beyaz Saray ile müzakere etmediğini ısrarla belirtiyor.

Diplomasinin arka planında ne olduğundan bağımsız olarak, bu tehdit çok şey anlatıyor. Trump’ın özellikle Demavend elektrik santralini — 2,9 GW kapasiteli ve Tahran’ın elektriğinin yaklaşık yüzde 43’ünü sağlayan bir tesisi — hedef alması, İran’daki en gerçek anlamda “güç” kaynağına yöneldiğini gösteriyor.

Ancak böyle bir tesise yapılacak bir saldırı, ne kadar çarpıcı olursa olsun, yalnızca kapasiteyi değil, dayanıklılığı da sınar: şebeke bu şoku absorbe edebilecek mi, yoksa sistemik bir çöküşe mi sürüklenecek?

İran’ın elektrik sistemi görünüşte geniştir; yaklaşık 600 santralden oluşur. Ancak pratikte oldukça yoğunlaşmıştır. Her biri 1.300 MW’ın üzerinde kapasiteye sahip yalnızca 12 tesis, fiili üretimin yaklaşık beşte birini karşılar — yani yüksek değerli hedeflerin kısa bir listesi söz konusudur.

Sistemin başlıca savunması, birbirine bağlı yapısıdır: Hazar kıyısındaki Neka santrali devre dışı kalırsa, teoride güneydeki üretim kuzeye yönlendirilebilir. Ancak bu, şebekenin “merkezi sinir sistemi”nin — yük tevzi merkezleri ve yüksek gerilim iletim hatlarının — sağlam kalmasına bağlıdır. Modern savaşta, yalnızca düğümler değil, ağların kendisi de çöker.

Ülke zaten yönetilen bir kıtlık rejimi altında çalışmaktadır. Yaz aylarında talebin arzı yüzde 20–25 aştığı dönemlerde devlet, kesintiler için katı bir öncelik sıralaması uygular. Önce ağır sanayi ve petrokimya sektörleri kısıtlanır, ardından tarım ve kamu kurumları gelir. Hanehalkları ise günde 2–4 saatlik döner kesintilere maruz kalır. Hastaneler teoride korunur, ancak onlar bile kesintiler yaşamıştır. Sistem aniden çökmez; aşamalı olarak zayıflar.

Enerji bileşimi de fazla bir tampon sunmaz. On yıllardır süren söylemlere rağmen, nükleer ve yenilenebilir kaynakların her biri fiili üretimin yalnızca yaklaşık yüzde 1’ini oluşturur. Ağırlık, çoğu yaşlanmış gaz ve buhar santrallerinden oluşan termik tesislerdedir ve toplam kapasitenin yüzde 80’inden fazlasını sağlar. 95.000 MW’lık manşet kapasite de yanıltıcıdır: fiili kullanılabilir kapasite yaklaşık 72.000 MW’tır ve bunun da yaklaşık yüzde 13’ü iletim kayıplarıyla erir. Yani şebeke herhangi bir krize zaten sınırlı durumda girer.

Coğrafya riski daha da keskinleştirir. Petrol ve gazın kalbi olan Huzistan, en büyük üretim kapasitesini barındırır. Bu durum barış zamanında verimlidir, ancak çatışma koşullarında kırılganlık yaratır. Büyük santrallere yönelik yoğunlaşmış bir saldırı ülkeyi hemen karanlığa gömme ihtimali düşük olsa da, daha olası senaryo kesintilerin artmasıdır — yükün sanayiden hanelere, oradan da tüm bölgelere kaydırılması.

İran’ın elektrik şebekesi ne tamamen sağlam ne de tamamen kırılgandır. Baskı altında bir ölçüde esneyebilir — ancak bu, kontrol sürdüğü sürece geçerlidir. Üretim devre dışı kalırsa sistem zorlanır. İletim ve yük tevzi sistemi devre dışı kalırsa ise ışıklar bir anda sönmeyebilir — ama tekrar yanmaları da garanti değildir.

Bu raporun orijinali İran Açık Veri Merkezi’nin internet sitesinde yayımlanmıştır.

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir